ALTMIŞSEKİZİNCİ MEKTÛB

 

Âlimlerin sonra gelenleri, Allahü teâlânın dünyâda müşâhede edileceğini bildirdiler. Müşâhede, kalb ile görmek demekdir. (Tearrüf)  kitâbının sâhibi [Ebû İshak Muhammed Gülâbâdî[1]] diyor ki, (Allahü teâlânın, dünyâda göz ile de, kalb ile de görülemiyeceği sözbirliği ile bildirildi). Görülüyor ki, âlimlerin önce gelenleri, kalb ile de görülemez dediler. İmâm-ı Rabbânî de böyle buyurdu. Ya'nî, dünyâda zıllerden bir zıl müşâhede olunur. Zıl ise, zât-ı ilâhî değildir. Şâh-ı Nakşibendin, (Her söylenen, işitilen ve görülen ve her bilinen, O değildir. Bunların hepsini, Lâ derken yok etmelidir) sözü de bunu bildiriyor. Molla Câmî, (Nefehât) da diyor ki, (Peygamberimize, rü'yâda (Tevhîd)  nedir denildikde, (Kalbine ve hayâline gelen herşey, o değildir)  buyurdu.) Ba'zı büyüklerden, bu müşâhedeyi nakl edenler, bunların bu makâmdan terakkî etmiyerek, bu müşâhedenin zâil olmadığını nerden biliyorlar?